Mayıs 2019 - Doçent Doktor Melahat Atasever
  • Adolesan Kız Çocuklarında Pelvik Ağrı

    Pelvik ağrı, adolesan kız ve çocuklarda en sık doktora başvurma nedenlerinden biridir. Yetişkin kadınlar ile adolesan kızlarda pelvik ağrının çoğu nedeni benzerse de, adolesan kızlarda ağrı  daha fazla görülür. Genç kızlarımız 11-15 yaşlarında genelde kadın doğum doktorlarına gitmek istemezler ve ya mecbur kalıp gidince de kendilerinden büyük hanımlarla aynı koridorlarda ve odalarda bulunmaktan hem rahatsız olurlar hem utanırlar. Maalesef, polikliniklerde bu kızlarımızı dinleme fırsatı ve yoğunluktan zaman ayıramayıp doktorlarımız belki bir çok önemli noktaları kaçırmış oluyorlar.

    Halbuki adolesan kızların ağrı şikayetlerini dikkatli bir şekilde dinlemek  anamnez almak, hormonal ve ultasonografi incelemeleri, gerekirse ileri tetkirlerin yapılması şart. Bilimsel araştırmalar sonucu gösteriyor ki  erken dönemde şiddetli ağrı şikayetleri olan kızların , görüntüleme ve muayenede farklılık izlenmese de ileride derin endometriozis görülme riski vardır.Kızlarımıza evlenince geçer dememek gerekli, alta yatan nedenleri  teşhis etmeden ve mümkünse ortadan kaldırmadıktan sonra bu ağrılar evlenince de geçmeyebilir.

    Kız adolesanlarda en sık akut pelvik ağrı yapan jinekolojik nedenler pelvik inflamatuvar hastalık, over torsiyonu, rüptüre over kisti, korpus hemorajikumdur,endometriozis ve adonomyozis.

    Kronik pelvik ağrı ise , siklik olmayan 3 ay ve daha fazla süren ağrı veya siklik olup 6 ay ve daha fazla süren ağrı olarak tanımlanır. Kronik pelvik ağrılar ,siklik ve siklik olmayan olarak sınıflanabilir.

    Adolesanlarda tanı konan over kistlerinin büyük çoğunluğu fonksiyoneldir ve genelde kendiliğinden geçer . Eğer kist rüptüre olursa, folikül sıvısının peritonu irrite etmesine bağlı olarak ağrı duyulur. Ateş yoktur ve periferal beyaz küre sayısı normaldir. Ultrason incelemesinde, Douglas boşluğunda serbest sıvı görülebilir, 72 saat içinde sıvının emilmesiyle semptomlar geriler. Korpus hemorajikumda, fonksiyonel over kistleri gibi konservatif tedavi edilir ve kendiliğinden geriler. Ciddi intra-abdominal kanamalarda cerrahi düşünülebilir.

    JİNEKOLOJİK PATOLOJİLERE BAĞLI KRONİK PELVİK AĞRI NEDENLERİ

    Menstruasyon Döneminde Ağrı (DİSMENORE)

    Primer dismenore, patolojik bir neden olmadan ağrılı menstruasyon olmasıdır. Sekonder dismenore ise, endometriozis, salfenjit, obstrüktif Müller sistem anomalileri gibi patolojik durumlara bağlı menstruasyonun ağrılı geçmesidir. Primer dismenore, endometriumda sentezlenen prostaglandinlerle ilişkilidir . Genel olarak, semptomlar menarştan 6-12 ay sonra menstruasyon ile başlar ve alt abdomen ile suprapubik bölgede lokalizedir. Primer dismenore tedavisinde ilk tercih prostaglandinsentetaz inhibitörleridir (NSAID) ,uterusun kasılmasının önleyerek etki gösteririrler. Ibuprofen ve naproksen en çok kullanılan ajanlardır. 6 ay NSAID lerin farklı ajan ve dozları denendikten sonra sonuç alınamıyorsa ve kontrasepsiyon isteniyorsa oral kontraseptifler (OK) kullanılabilir. Eğer hasta NSAID ve OK ile yapılan tedaviye cevap vermiyorsa, dismenorenin diğer nedenlerinin (endometriozis ve mülleryan anomalisi vb) ekarte edilmesi ve laparoskopi yapılması için bir jinekoloğa yönlendirilmelidir.

  • Plasenta

    PLASENTA

    Plasenta en büyük endokrin organlardan biridir, 100 ‘den fazla peptid ve steroid yapıda hormon salgılar. Plasenta hamilelik sırasında rahim içerisinde gelişen  ve hayatı önemi olan bir organdır. Bebeğin ve Annenin birlikte yaşamasını sağlayan mükemmel bir organdır. İmplantasyondan 7-8 gün sonra gelişmeye başlar. Beşinci ayda, insan plasentası son biçimine ve büyüklüğüne ulaşmıştır. Bu durumunu gebeliğin sonuna kadar devam ettirir ve doğumla birlikte uterus dan atılır. Olgun insan plasentası disk şeklinde 15- 20 cm genişliğinde ve 500 gr ağırlığındadır. Plasenta hem fötal hem de anneden gelen yapılar tarafından oluşturulur. Gelişen embriyonun bir parçası olan plasenta ,anne karnındaki  uterus da bulunan damarların arasına ağ örerek ilerler ve nerede durmasını bilir. Bu yapı büyüyen bebeğe oksijen ve besin maddeleri sağlar ve bebeğinizin kanından atık maddeleri uzaklaştırır. Embriyonun tüm faaliyetleri plasenta sayesinde olur hem akciğer görevini yapar hem böbrek. Plasentanın dış hücrelerinde HLA antijenleri bulunamadığında embriyo faklı bir oluşum olarak algılanmamakta ve gelişimi devam etmekte.

    Plasenta rahim duvara yapışarak bebeğin göbek kordonunu oluşturur.  Çeşitli faktörler gebelik sırasında plasentanın sağlığını etkileyebilir, bazıları değiştirilebilir ve bazıları değiştirilemez. Plasentanın görevlerinden: 1.Koruma 2) Besleme 3) Solunum 4) Atılım 5) Endokrin

    Plasenta Anne-fetüsün, kan dolaşımı arasında kalması nedeni ile, plasenta, yalnızca fetüsün beslenmesi, gaz değişimi annenin immün hoşgörüsünün düzenlenmesinde en önemli rolü oynamakla kalmaz ayni zamanda, gebelikteki patolojik durumlarda, açığa çıkan ,anne ve fetüsteki metabolik  değişikliklere, fetüsün organlarının hedef haline gelmesine neden olur.

    Plasenta gebeliğin 4. ayından itibaren progesteron hormonu sentezler ve salgılar. Bu hormon trofoblast hücreleri tarafından yapılır. Bu hormon gebelik süresince ovaryumlar da yeni follikül gelişmesini ve yeni bir ovulasyonu engeller.

    Kordon Bağı Oluşumu.

    Anne karnındaki bebek, gebelik boyunca göbek kordonu vasıtasıyla plasentaya bağlı olarak yaşar. Doğumdan sonra göbek kordonunun kesilmesiyle bebeğin plasenta ile olan bağı sona erer.Amniyon ile embriyonik ektoderm birbirleriyle primitif göbek halkası olarak adlandırılan oval bir halka içerisinde birleşirler. Gelişimin 5. haftasında bu halkadan geçen yapılar;  iki arter ve bir veni içeren bağlantı sapı. Böylece bu halka, intra ve ekstra embriyonik sölom boşluklarını birleştiren bir kanaldır

    Miada ulaşmış bir fötüsün göbek kordonu 2 cm çapında ve 50-60 cm uzunluğundadır. Kıvrıntılı yapısı ile izlenmekte. Normalden daha uzun bir göbek kordonu fötüsün boynuna dolanabilir. Ancak bu durum bebeğe ek bir risk getirmez. Aksine kısa bir kordon doğum sırasında plasentanın uterus duvarından zamanından önce ayrılmasına neden olabilir. Göbek kordonu normalde iki arter ve 1 ven taşımasına rağmen, bazen kordon içerisinde tek bir artere rastlanabilir. Bu durum genellikle kalp malformasyonları ile birlikte görülür.

    Kayıp olan arter ya hiç oluşmamıştır (agenezis) ya da gelişimin erken dönemlerinde dejenere olarak kaybolmuştur.

    PLASENTA YETERİ KADAR GELİŞMEZSE NELER OLUR

    Gebelik sırasında en yaygın plasental problemler arasında plasental  gelişim yetersizliği, plasenta previa ve plasenta akretası sayılabilir. Bu koşullar potansiyel olarak ağır vajinal kanamalara neden olabilir.  Büyük kısmını damarların oluşturduğu plasenta yeterli gelişmediği takdirde bebekte büyüme-gelişme geriliği, preeklampsi gibi sonuçları doğurabilir.

    Plasenta, rahim ağzı olarak bilinen serviksi kapatırsa plasenta previa denilen ve gebelikte kanamaya yol açabilen durum görülebilir. İkiz gebeliklerde bebeklerin plasentaları arasındaki damarsal bağlantılar bebekler arası büyüme farklılıklarına yol açabilir.

    Sağlıklı bir gebelik için esas rol oynayan plasentanın bebeğin ultrasonografik takibi sırasında değerlendirilmesi oldukça önemlidir.

    Plasenta kaynakları sorunlardan bazıları şunlardır:

    Plasenta Previa: Plasentanın rahim ağzına yakın olacak şekilde yerleşmesidir. Bu durumda doğum kanalı plasenta tarafından kapatıldığı için vajinal doğum mümkün olmaz, sezaryen ameliyatı gerekir.

    Plasenta Dekolmanı: Plasentanın doğumdan önce rahim duvarından erken ayrılması sorunudur. Bebeğin oksijensiz kalmasına neden olabileceğinden ciddi bir sorun olarak kabul edilir ve düzenli kontrollerle takip edilmelidir.

    Plasenta Akreata: Normal şartlarda plasenta, çok hafif bir şekilde rahim duvarına yapışık olacak şekilde gelişir. Ancak plasenta akreata durumunda plasenta güçlü bir şekilde rahim duvarına yapışmıştır. Daha önce sezaryenle doğum yapmış ya da rahim ameliyatı geçirmiş kadınlarda daha sık görülebilen bu sorun, doğumdan sonra plasentanın çıkarılmasını güçleştirir.

     

    Lotos doğum ?

    Bebeği plasentadan ayırmadan yapılan doğumlara denir. Lotus doğumda bebeğin göbek kordonu kendiliğinden kuruyup düşene kadar bu süre ortalama 3 ila 10 gün kadar plasentaya bağlı durmasıdır. 1970’li yıllarda San Fransisco’da yaşayan bir şifacı olan Claire Lotus Day, gebeliği sürecinde çeşitli araştırmalar yaparken, ünlü primatolog Jane Goodall’ın şempanzelerle ilgili gözlemlerine denk geldi. Anne şempanzelerin doğumdan sonra bebeklerini plasentaya bağlı halde bıraktıklarını ve kordonu kesmediklerini fark eden Claire Lotus Day, Yeni Zelanda ve Bali gibi ülkelerde bebek ve plasenta ile ilgili uygulanan çeşitli ritüelleri de ele aldıktan sonra Batı dünyasında Lotus Doğum gerçekleştiren ilk kadın olarak anılmaya başlandı. Bu pratiğin duyulmasından sonra lotus doğum fikrini duyan ve benimseyen birçok anne ve doğum profesyoneli de, bu yöntemin tüm dünyada yaygınlaşmasına önayak oldu.