Temmuz 2019 - Doçent Doktor Melahat Atasever
  • Over Beginning Kistler

    OVER KİSTLERİ. Bening  kistler (Nonneoplastik Tümörler)-

    Germinal İnklüzyon Kisti (Walthard İnklüzyonu)

    Histerektomi sırasında rastlanan nonfonksiyonel bir kisttir. Ovulasyon sonrasında hapsolan germinal epitelden kaynaklanır. Berrak ya da kanlı sıvı içerebilen küçük kistler şeklindedir.

    Folikül Kisti

    Graft folikülünün çatlamaması ve folikülün büyümeye devam etmesi sonucunda oluşur. Genellikle birden fazladır ve bilateral olma eğilimindedir. Büyüklükleri 3-4 cm yi aşmaz ancak ovulasyon indüksiyonu uygulanan hastalarda daha fazla büyür. Genellikle semptom vermezler. Nadiren torsiyon veya rüptür olabilir. Amenore, anovulatuar kanamalar ve infertilite problemi ile hekime müracaat ederler.

    Genellikle kendiliğinden kaybolurlar. Tanı bir kez USG yapılarak konamaz. Üreme çağındaki kadınlarda 5cm den küçük mobil kistler varsa 1.5 ay sonra tekrar muayene edilir. Folikül kisti bu sürede büyük oranda kaybolacaktır. Ancak kistin küçülmesini hızlandırmak için OK verilebilir. Eğer gerilemiyorsa torsiyone veya rüptüre olmuşsa cerrahi tedavi gerekir.

    Korpus Luteum Kisti

    Ovulasyondan sonra oluşan korpus luteumun içinde meydana gelen hematom yada sıvı birikmesi sonucunda ortaya çıkar. Genellikle 3-4 cm boyutunda içi sarı berrak sıvı ile dolu tek kist şeklindedir. Bazen kist içine olan kanamanın rezorbe olamamasına bağlı morumsu bir renk alabilir. Hiçbir semptom vermeyebileceği gibi hormon salınımına devam ederek mens gecikmelerine, düzensiz kanamalara ve kist içine kanama nedeni ile kasık ağrısına yol açabilir. Torsiyon nadiren oluşur.

    Dış gebelik ile karışır. HCG ve TVUSG ile ayırımı yapılır. Büyük oranda kendiliğinden kaybolur. Kaybolmuyan kistlerde, torsiyon veya rüptürde cerrahi tedavi gerekir.

    Paraovarian Kist

    Wolf kanalı artıkları, tuba epiteli veya peritoneal inklizyonlardan gelişen çoğunlukla asemptomatik kistlerdir. Genellikle başka amaçla yapılan operasyonlarda tesadüfen rastlanır. Çok ince cidarlı berrak sıvı içeren bu kistlerin klinik önemi nadiren papiller adenokanser gelişebilmesidir.

    Teka-Lutein Kisti

    Aşırı gonadotropin salgısına bağlı bilateral overlerde 20 cm’e kadar büyüme yapan bu kistler Trofoblastik hastalık, ikiz gebelik ve ovarian hiperstimülasyon sendromunda izlenir. Bilateraldir ve içi berrak sıvı ile doludur. Torsiyon ve rüptür riski vardır. Aksi halde cerrahi müdahale yapılmaz. Çünkü gonadotropin düzeyi düşünce kendiliğinden gerilemektedir. Yakın takip edilir, torsiyon veya rüptürü önlemek için koitus yasağı ve yatak istirahati önerilir.

    Gebelik Luteoması

    Gebelik sırasında görülen bu tümörün teka lutein hücrelerinin aşırı FSH stimülasyonuna maruz kalmasına bağlı geliştiği düşünülmektedir. Gerçek bir tümör olmadığı aslında fizyolojik bir hiperplazi olduğu kabul edilmektedir. Solid yapıdadır ve bazen 20 cm boyutuna ulaşabilir.Hastaların %25’inde gebeliğin 2. trimesterinde virilizasyon belirtileri görülür. Bu tümörün testosteron salgılamasına bağlıdır. Tanı genellikle sezaryen sırasında veya postpartum tuba ligasyonu sırasında fark edilir. Gebeliğin bitimi ile kendiliğinden kaybolur. Tanı konduktan sonra ayrı bir tedaviye gerek yoktur.

    Neoplastik Tümörler

    Seröz Kistadenoma

    En sık rastlanan benign ovarian neoplazilerdir. % 20-50 oranlarında bilateraldir. Bu neoplazilerin önemli bir kısmının malign potansiyel taşıdıkları ileri sürülmektedir. (%32-45) Bazen basit folikül kistinden ayırdetmek zor olabilir. Dış yüzeyi düzgün veya lobule olabilir. Genellikle 10-15 cm dir. Ancak 20-30cm ye ulaşabilir. Bazı olgularda iç veya dış kısımda papiller çıkıntılar vardır. Bu malignite riskini arttıran bir durumdur. Bazen stromada kalsifiye oluşumlara rastlanır, buna Psammoma cismcikleri denir.

    Müsinöz Kistadenoma

    En sık rastlanan benign over neoplazilerinden biridir. Bilateralite oranı seröz neoplazilere oranla daha düşüktür. Üreme çağında sıktır. Nadiren malignleşir. En fazla büyüyebilen over tümörleridir. 50 cm kadar dev boyutlara ulaşabilir. Tümörün dış yüzeyi düzgündür ve mavi-beyaz bir renk taşır. İçinde visköz yapıda bir sıvı vardır. İç yüzeyde papiller yapılar görülebilir.

    Bazen kist spontan olarak ya da ameliyat sırasında rüptüre olarak psödomiksoma peritonei denilen klinik tablo oluşur. Batına dağılan materyalin periton mezotelinde müsinöz metaplaziyi başlatması sonucu müsin sekrete eden odaklar gelişir. Buralardan salınan jel kıvamındaki müsin batın içinde birikmeye başlar. Hastada karın ağrısı, bulantı, kusmalar, distansiyon ve sonuçta malnutrisyon tablosu gelişir. Biriken sıvının visköz olması nedeni ile dışarı alımı mümkün olamamakta ve hastayı rahatlatmak için tekrarlayıcı laparatomiler gerekmektedir.

    Endometrioma

    Overdeki endometriotik odaklarda her mens ile birlikte oluşan kanamaların birikmesine bağlı kistler oluşmaktadır. Kistin içi çikolata kıvamında bir sıvı ile dolu olduğundan çikolata kisti olarak adlandırılır. İnfertilite, dismenore, disparaunia ve hipermenore yapabilir.

    Brenner Tümörü

    Bir fibroepiteliyal tümördür. Nadiren malignleşir. % 5-15 vakada bilateraldir. Genellikle hiç semptom vermeyecek kadar küçük boyuttadır. Nadiren büyük boyutlara ulaşır. Bazen stromadan hormon salgılanarak östrojenik veya androjenik tablolar yaratabilir. Tekoma ve fibromada görülebilen Meigs sendromu bu tümörde de ortaya çıkabilmektedir.

    Fibroma ve Tekoma

    Over stromasından kaynaklanırlar. Tümör fibroblastlara doğru farklılaşmışsa fibrema, teka hücrelerine doğru farklılaşmışsa tekoma olarak adlandırılır. Genellikle over yüzeyinde küçük nodüller şeklindedir. 50 yaş civarında sıktır. %20 vakada Meigs sendromu gözlenir. Tümörün çıkarılması ile spontan düzelmektedir. Tekomalarda % 75 hormonal aktivite vardır ve semptomlar salınan estrojen hormonuna bağlı olarak ortaya çıkar. Daha az kadında androjen fazlalığı belirtileri ortaya çıkmaktadır.

    Dermoid Kist (Benign Kistik Teratom)

    Tüm over tümörlerinin % 10-15’ini oluşturur. En sık görülen germ hücreli tümördür. 20-40 yaşlar arası sıktır bu nedenle gebelikte görünme olasılığı yüksektir. % 12 bilateraldir. İyi diferansiye olmuş germ yapraklarından elamanlar içerir. Genellikle 10-15 cm çapındadır. Kist açıldığında genellikle içinde kıl, saç, kemik, diş, kartilaj ve yağa benziyen koyu kıvamlı bir sıvı gözlenir. Yeterli miktarda troid dokusu içerirse struma ovarii denen hipertroidi tablosu ortaya çıkar.

    Benign Over Tümörlerinde Tedavi

    Tümörün malign – benign ayırımı operasyonda frozen section ile yapılır. Benign tanı aldı ise hastanın yaşı ve fertilitesinin korunmasına göre tedavi seçeneklerinden biri uygulanır. (Kistektomi-Ooferektomi-TAH BSO).

     

  • Disfonksiyonel Uterin Kanama

    DUK ovulasyon faktörüne göre ovulatuar ve anovulatuar olmak üzere 2 grupta toplanır.

    Ovulatuar  disfonksiyonel  kanamalar

    Reprodüktif çağdaki kadınlarda ovulasyonun varlığı ile birlikte olan kanamalar normal  disfonksiyonel kanamaların %10’nu oluşturur. Ovulatuar disfonksiyonel kanamalar reguler ancak aşırı menstruel kan kaybı ile karakterizedirler ve kan kaybının %90ı menstruel kanamadakı ilk 3 günde olur. 

    Hipotalamik-hipofiz-ovaryen aks, sağlamdır hormonal profil normal sikluslardan farklı değildir.

    Gec lüteal fazdakı östrojen ve progesteron seviyyelerindeki düşüş endometriumun fonksiyonel tabakasında ayrılma ve reepitelizasyona sebep olur.

    Ovulatuar disfonksiyonel kanamaların mekanizmasında 

    1) lokal prostaglandin sentezinin arttığı  

    2 ) reseptor regulasyonunun anormal olması, 

    3) local fibrinolitik aktivliğin artması, 

    4) doku plazminojen aktivatoronun yükselmesi, 

    5)endometriumda vazokonstriktor (PGF2a)  vazodilatör (PGE2) oranının vazodilatör lehine yüksek olduğu gösterilmiştir. 

    Ovulatuar disfonksiyonel kanamalar sırası ile 1) oligomenore 2)polimenore  3)ovulasyon kanaması 4)luteal faz yetmezliği 5)korpus luteum aktivitesinin uzaması gibi kanamaları içermektedir:

    Oligomenore: Relatif (FSH) eksikliğine bağlı olarak, folikül gelişimi gecikir ve foliküler faz uzar. Sonuçta 35 günden uzun aralıklarla oluşan kanamalar (oligomenore) ortaya çıkar. 

    Polimenore: Düzenli olarak 21 günden kısa sürede oluşan kanamalar olup, foliküler faz kısalması ile karakterizdir. Genellikle immatür overin gonadotropinlere karşı hipersensitivitesi nedeniyle foliküler faz kısalarak sık adet kanamaları (polimenore) oluşur. 

    Ovulasyon kanaması: Siklus ortasında ovulasyonu takiben östrojende relatif azalma sonucunda leke (spotting) şeklindeki siklus arası kanamalardır. 

    Luteal faz yetmezliği: Progesteron sekresyonunun yetersizliği sonucu oluşan luteal faz yetmezliklerinde disfonksiyonel kanamalar görülebilir. Luteal faz yetmezliklerine bağlı kanamalar genellikle premenstruel leke (spotting) şeklinde oluşur, bazen de menoraji ile karakterizedir. 

    Korpus luteum aktivitesinin uzaması: Gebelik olmamasına rağmen progesteron yapımının devam etmesi sonucu oluşan korpus luteum persistensinde, uzun siklus (oligomenore) veya menstruel kanamanın uzaması (menoraji) tarzında ortaya çıkar. 

    Anovulatuar disfonksiyonel kanamalar – DUKları genelde %90 anovulatuar sebepler oluşturur. Anovulatuar disfonksiyonel kanamalar özellikle  adolesanlarda, premenopoz dönemde obez, PKOS-lu hastalarda görülmektedir. Perimenopozal geçiş yaşanırken, progresif oosit tükenmesi ve anormal folikül gelişimi anovulatuar sikluslara yol açmaktadır. 

    Tablo 1’de anovülasyonun kabul görmüş nedenleri özetlenmiştir.

    Anovulasyon nedenleri

    • Fizyolojik 
    • Adolesan 
    • Perimenopoz 
    • Laktasyon 
    • Gebelik
    • Patolojik 
    • Hiperandrojenik anovülasyon (örnek olarak, PCOS , KAH veya androjen salgılayıcı tümörler)
    • Hipotalamik disfonksiyon (örnek olarak, anoreksia nervosaya sekonder)
    • Hiperprolaktinemi 
    • Tiroid hastalığı
    • Primer hipofizer hastalık
    • Prematür ovaryen yetmezlik
    • İatrojenik (örnek olarak, radyasyon veya kemoterapiye bağlı)
    • İlaçlar

     

    Anovulasyonun en sık nedeni gebeliktir.  Adolesanlarda 2 yıllık süre içerisinde  hipotalamik-hipofiz-ovaryen aksın tam olarak gelişmemesi nedeniyle sıklıkla izlenir. Klasik olarak bu dönemde hipotalamik-hipofiz-ovaryen aksı overlerden östrojen sentezlettirecek ve sonuc olarak endometriumda proliferasyon gerçekleştirecek kadar  FSH salgısına sahip olduğu halde follikul gelişimini tam olarak sağlayıp ovulasyonu gerçekleştirecek ve siklik mensleri idame ettirecek kadar matür değildir. Endometrium uzun süre progesteronun supresif etkisi olmaksızın östrojenle uyarılır. Bu da endometriumun devamlı proliferasyonuna yol açar. Ovulasyon olmayan kadınlarda progesteron sekresyonu olmayacağından endometrium prolifere olmaya devam eder. Devamlı östrojen etkisi veya östrojen düzeyinin azalması sonucunda endometrium dökülür, kanar. Bu tip çekilme veya kırılma kanaması  en sık görülen disfonksiyonel kanama şeklidir. Disfonksiyonel kanamaların %90 gibi önemli bölümünü oluşturur. Tanım olarak anovulatuar kadınlar her zaman ovarian siklusun folliküler ve endometrial siklusun ise proliferatif fazındadır. Ayırıcı tanı.  Anovulatuar DUK tanısı diğer sebeplerin ekarte edilmesine dayanır. Gebelik ve gebelik komplikasyonları olasılığı her zaman akılda tutulmalı ve ekarte edilmelidir. Anormal kanama hormonal kontrasepsiyon ve dışarıdan hormon tedavisi diğer formlarını kullanan hastalarda sık olarak görülmekteyse de altta yatan bir patolojinin(servikal ve endometrial polipler, myomlar adenomyozis, serviks ve endometriumun malignansileri) olabileceği unutulmamalıdır. 

    Pıhtılaşma bozukluğu olabileceği mutlaka akılda tutulmalıdır, özellikle menstrüel öyküsü kısa ve tam olarak tamamlanmamış adelosanlarda daha da önemlidir.

     Adolesanlarda anormal uterin kanamanın en sık nedeni anovulasyondur, fakat üçte biri kadarında pıhtılaşma bozukluğu bulunabilmektedir.

     Pıhtılaşma  bozuklukları sıklıkla siklik ağır ve uzun kanama dönemleriyle birliktedir.

     Aynı patern antikoagülan tedavi uygulanan kadınlarda da görülebilmektedir 

     Pıhtılaşma bozuklukları genellikle algılandığı gibi nadir değildir ve açıklanamayan menorajisi olan kadınların %10-20’sinde bulunabilmektedir.

      Anormal kanamaya eğilim yarada bilecek ilaçların ve bitkisel ürünlerin örneğin glukokortikoidler, ginko, tamoksifen ve antikoagülanlar alınıp- alınmaması sorgulanmalıdır.

    Diğer daha nadir görülen tanı olasılıkları arasında ciddi sistemik hastalıklar (böbrek veya karaciğer yetmezliği), genital travma ve yabancı cisimler yer alır. 

  • Amenore

    Amenore (adet görememe)  

    Adet görmeme sorunu toplumuzda pek çok kadının ortak sorunu. Söz konusu rahatsızlık hormonal olabileceği gibi, strese bağlı da ortaya çıkabilir. Kesin bir teşhisin konabilmesi için mutlaka bir uzmana başvurup gerekli testlerin yaptırılması gerekir. Kısaca amenore sorununu açıklamak gerekirse, adet görememek ikiye ayrılır.

    Primer ve sekonder amenore

    Bir kız çocuğu 14 yaşına geldiği halde göğüs ve tüylenme belirtiler henüz başlamamışsa ve adet görmemişse primer amenoreden söz edilir. Ancak göğüs gelişimi ve tüylenme başlamışsa primer amenore teşhisi koymak yaş sınırı 16’dır. Sekonder amenore ise daha önce adet görmüş bir kadının 3 ay süreyle adetlerinin kesilmesidir.

    Hipotalamus (beyinde talamusun altında bulunan ve üçüncü ventrikülün tabanını oluşturan önbeyin bölgesidir), hipofiz, over (yumurtalık) ve uterus (rahim) düzenli adet gören bir kadında tamamen normal çalışır. Beyinde bulunan hipotalamus ve hipofiz FSH ve LH hormonları aracılıyla yumurtalıkları uyarır. Bu sayede uyarılan yumurtalıklar östrojen ve progesteron hormonu salgılar. Östrojen ve progesteron hormonu da rahim iç tabakasını yani endometriyumu uyararak adet kanamalarının oluşmasını sağlar. Normal ve her ay düzenli bir adet kanamasının oluşması için bu organlar arasındaki ardışık mekanizma gereklidir. Mekanizma herhangi bir aşamada bozulduğunda adet görememe ya da adet düzensizliği oluşur. Ayrıca bu mekanizmaların dışında adet kanamasının olabilmesi için kanın akış yolunda (rahim ağzında, vajinada, kızlık zarında) herhangi bir nedenle tıkanıklık olmaması gerekir.

    Primer amenore nedenleri:

    – Hipotalamus ve hipofize ait patolojiler, tümörler

    – İmperfore Hymen (Kızlık zarında açıklık olmaması)

    – Turner sendromu

    – Yapısal gelişme gecikmesi

    – Galaktozemi

    – İmperfore himen (Kızlık zarında hiç açıklık olmaması)

    – Transvers vajinal septum (Vajinada perde olması)

    – Vajina, serviks (rahim ağzı) veya rahmin doğuştan gelişmemiş olması

    Sekonder amenore nedenleri:

    – Fizyolojik: Gebelik, korpus luteum kisti, süt verme, menopoz

    – Hipotalamus

    – Hipofiz aksının baskılanmasına bağlı

    – Doğum kontrol hapı alımı sonrası amenore

    – Stres, depresyon

    – Kilo kaybı, aşırı zayıflık, iyi beslenememe

    – Hipofiz hastalığı: Hipofizin ablasyonu (alınması), Sheehan sendromu,

    – Prolaktinoma (hiperprolaktinemi, süt hormonunun aşırı üretilmesi)

    – Kontrol edilmemiş endokrinopatiler: Diyabet, hipotiroidizm ve hipertiroidizm

    – Polikistik over hastalığı

    – Kemoterapi

    – Radyoterapi

    – Endometrial Ablasyon (ameliyatla rahim iç dokusunun alınması)

    – Rahim içi yapışıklık gelişmesi (Asherman sendromu)

    – İlaç tedavisi: Sistemik steroidler, danazol, GnRh Analogları

    – Prematür ovaryen yetmezlik, erken menopoz

    – Sarkoidoz

    – Hiperandrojenemi (Testesteron benzeri erkeklik hormonlarının artması)

    Amenore teşhisi:

    Teşhis koymak için kullanılan en önemli yöntemler FSH, LH, prolaktin, duruma göre troid hormonları, ultrasonografidir. Şayet beyin içerisinde bir patolojiden şüphelenilmişse CT veya MR incelemeleri gerekebilir. Bazı vakalarda ise HSG (histerosalpingografi), SİS (salin infüzyon sonografi) ya da histeroskopi ile rahim içerisinin gözlenmesi gerekebilir.

    Amenore tedavisi nasıl uygulanır:

    Gebelik sekonder amenorede en sık görülen nedenlerden biridir. Bundan dolayı öncelikle kadının hamile olup olmadığı araştırılmalı. Kadının hamile olmadığı durumlarda adet görememe nedenine uygun olan tedavi şekli uygulanır. Ancak öncelikle iyi beslenememe, aşırı zayıflık, stres, depresyon, aşırı egzersiz gibi neden varsa bu durumlar düzeltilmeli. Rahim (uterus), rahim ağzı (serviks) ya da vajen gibi organlarla ilgili bir anatomik bozukluk söz konusu ise tedavi bunu düzeltmeye yönelik ameliyat olarak belirlenir. Beyindeki hipofiz bezinde aşırı prolaktin hormonu (süt hormonu) üretimine neden olan bir tümör mevcutsa, tedavi tümörün boyutuna göre ilaç tedavisi veya ameliyat şeklinde yapılır. Yumurtlama bozukluğu (anovulasyon, polikistik over sendromu) gibi nedenlerden oluşan amenore durumlarında tedavi için östrojen ve progesteron hormonu içeren ilaçlar, doğum kontrol hapları kullanılır.

  • Endometriozis

    Endometriozis üreme çağındaki kadınlarda görülen iyi huylu, ancak hayatı adeta kabusa çevirebilen kronik bir hastalık. Ülkemizde 1.5 milyon kadın, bir başka deyişle her 10 kadından biri bu hastalıkla mücadele ediyor. Rahim içini kapsayan endometrium gibi endometriozis alanları da adet döngüsünü sağlayan hormonlara cevap vermektedirler.

    Adet döneminde bu odaklarda da rahimde olduğu gibi yıkılma ve kanama olur Rahimi döşeyen tabaka gibi adet kanı şeklinde vücuttan atılma imkanı olmadığından dolayı da kendi içine kanama ve bu odaklardan dökülen dokunun ve kanın, komşu dokulara hasar vermesi, çevre dokularda iltihaba sebep olması ve bağ dokusu oluşumuna yol açabilmektedir Endometriozis sadece bel ağrısıyla kendini gösterebildiği gibi, şiddetli adet sancıları, cinsel ilişkide ağrı, sürekli yorgunluk, idrarda yanma, başka hastalıkları da taklit eden belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Bazı hastalarda minik bir lezyon yaşam kalitesini ciddi boyutlarda olumsuz etkilerken, bazılarında ise hiçbir yakınmaya neden olmadan sinsice de ilerleyebiliyor. Tüm bu nedenlerden dolayı teşhisin konulması uzun yılları bulabiliyor, hastalar yıllarca şiddetli ağrıyla yaşamak zorunda kalıyor. Daha da kötüsü, endometriotik lezyonların karın zarı boşluğunun dışında, örneğin idrar yollarında, bağırsaklarda ya da mesane duvarında oluştuğu ‘derin endometriozis” tablosunda belirtiler göz ardı edildiği takdirde, daha ileri yaşlarda çok daha ilerlemiş, organlara zarar vermiş ve tedavisi daha kompleks hale gelmiş olabiliyor.

    ENDOMETRİOZİS BELİRTİLERİ

    Endometriozisin primer belirtisi genellikle adet dönemi ile ilişkili olan pelvik ağrıdır. Çoğu kadın her ne kadar adet döneminde kramp geçiriyor olsa da, endometriozisli kadınlar tipik olarak normalden çok daha kötü olan adet ağrısını tanımlarlar. Ayrıca, zamanla ağrının daha da arttığını bildirmektedir.

    ENDOMETRİOZİS NEDENİ?

    Endometriozisin kesin nedeni halen bilinmemektedir. Retrograd adet kanaması bu konuda en yaygın kabul gören teori, adet kanamaları sırasında rahim içindeki dokuların kadının tüplerinden geçerek karın boşluğuna yerleşmesi ve burada gelişimini sürdürmesidir. Bağışıklık sistemi bozuklukları Bağışıklık sisteminin de buna izin verecek şekilde normalden farklılık gösterdiği düşünülmektedir.
    Kan ve lenf ile yayılma: Rahim içi dokusu kan ya da lenf yoluyla yayılabilir.
    Genetik: Aileden gelen genetiksel yatkınlık ile bir takım çevresel nedenler endometriozise neden olabilir.
    Henüz net bir nedeni olmasa da yukarıdaki nedenler endometriozisin nedenleri arasındadır.
    Embriyonik hücre dönüşümü: Östrojen hormonunu ergenlik döneminde fazla salgılandığında gelişiminin ilk evresinde olan hücreleri endometrium hücrelerine dönüştürebilir.

    ENDOMETRİOZİS TEDAVİSİ

    Endometriozis tedavisi iki şekilde gerçekleşir. Bunlar; ilaç tedavisi ve ameliyattır. Tedavinin nasıl yapılacağı ise hastalığın sizdeki belirtileri ve hamilelik durumunuza göre değişir. Ancak ameliyat özellikle 35 yaş üzerindeki hastalara uygulanırken (çocuk istemi tamamlandıysa)her zaman en son seçenek ve son çare olarak görülür.

    Endometriozis tedavisi nasıl yapılıyor?

    Endometriozisde iki ana şikayet vardır: Birincisi sancılı adet görme, diğeri ise kısırlıktır.Şikayetin tipine göre tedavi yolu farklı olabilmektedir. Örneğin sadece ağrı şikayeti olan kadınlara ağrı kesiciler, hormonal ilaçlar verilebilir veya daha ağır olgularda cerrahi yöntemler önerilir. İnfertilite şikayeti olanlarda farklı görüşler olmakla beraber cerrahi yöntem ile daha çok laparoskopi tercih edilir, çikolata kistlerinin çıkarılması veya direk yumurtlamayı artıcı tedavi veya tüp bebek önerilir. Hastanın yaşı, evlilik süresi, eşlik eden erkek faktörünün olması hangi tedavi yönteminin seçileceğinde önemli rol oynamaktadırlar. Unutmamak gerekir ki endometriyozis modern hayat şartlarının neden olduğu bir rahatsızlıktır ve hayat şartlarını düzenlemek, özellikle beslenme alışkanlığında yapılacak değişiklikler hastalığın ilerlemesini engelleyebilir. Çocuk sahibi olan ve artık üretkenlik potansiyellerini düşünmeyen daha ileri yaşlı kadınlarda rahim ile yumurtalıkların alınması kesin tedavi yöntemidir.